Gönen İğne Oyasında iğne oyası temelini oluşturan Zürafa tekniğinin üst üste çalışılması sonucunda oluşan kafes görünümündeki gözemesiz ilmik kullanılır. Diğer yörelerin tamamında üçgen (gözemeli) ilmik kullanılmaktadır.”

Balıkesir Gönen yöresinde iğne oyacılığı uzun yıllardır, 7 yaşından 77 yaşına kadar, pek çok bayan tarafından en ince ayrıntılarına kadar öğrenilmiş ve üzerinde uzmanlaşılmış olan bir sanat, meslek ve iş türüdür.

NEDEN GÖNEN?

– Türkler ip ile yapılan süsleme sanatlarıyla ilk olarak İran’da tanışmışlardır. Bu sanat, bölgemize Karasioğulları eliyle gelmiş olmalıdır zira Karasioğullarının seceresi Danişmendilere dayanmaktadır ve Danişmendiler Güney Azerbaycan’da farslarla yoğun ilişkide yaşayan bir Türkmen ailesidir.

– 14.yy. da yaşayan ve türk illerinde uzun zaman geçiren seyyah İbn-i Batuta’nın belirttiği gibi atalarımız deriden üretilen kıyafetler giydiğine göre, kumaş gömlekle tanışmaları İpek Yolunda ticaret yapan arap tüccarlar sayesinde olmuştur. Bu sözcüğün ilk kez 1341 yılında yazılan Tezkiretü’l-Evliya adlı eserde karşımıza çıkması, bu varsayımımızı güçlendiriyor.

– Oya ile tanışmamız ise çok sonraları, grek komşularımızla temas esnasında olmalıdır. Bir uygarlığın periferisine yerleşen Karasioğulları ve Osmanoğullarında komşularındaki yerleşik hayatın gerektirdiği toplumsal sınıflar ve yönetim örgütü şekillenmiş ve zevkler incelmiştir. Bu durum kenar süsünün de incelmesi ve çeşitlenmesini sağlamıştır.

– İpek sözcüğünün Türkçe kökenli olması, atalarımızın daha orta Asya’da bu inanılmaz ürünü bildiklerini göstermektedir.

İğne oyasının anavatanıdır Gönen ve el emeği, göz nurunun kendini güçlü kıldığını bilir Gönen kadını!

Bütün dokumalar düşey ve yatay ipliklerin ( atkı ve çözgülerin) birbiri arasından geçirilmesiyle elde edilir. Kumaşın sağlama alınması ve atkı-çözgülerin sökülmemesi için, bitiş yerlerinin sabitlenmesi gerekir. Teğel böyle doğmuş olmalıdır.

Kumaşın daha küçük parçalara ayrılarak değişik ebatta ürünlerin elde edilmesi, örneğin bir baş örtüsü yapılması için kenarlarının sıkıca düğümlenmesi, çevrelenmesi gerekir.

Çevre yapılırken, muhtemelen bu güvenlik şeridi de süslenmeye başlanmış ve bu amaçla çevre ipi ile farklı düğümler denenerek dekoratif kenar süsleri yaratılmış olmalıdır. Bu aşama oyanın ortaya çıkış aşamasıdır.

Kumaşı sağlama alma kaygısıyla başlayan bu işlem zamanla bir süsleme sanatına dönüşmüştür. Zaten oya deyince bugün bile ilk akla gelenin kumaş kenar süslemeleri olması nedensiz değildir.

Atalarımızın yaşadığı coğrafyayı çevreleyen ve temas etmek zorunda oldukları iki yerleşik toplumdan birinin farslar (İranlılar, diğeri Çinliler) olması ve kullanılan aletlerin isimlerinin farsça olmaları, Türklerin bu sanatla ilk kez İran’da tanıştıklarını düşündürüyor.

Daha sonraki yüzyıllarda Anadolu’nun fethiyle, yarımadanın içlerine süzülen atalarımız, İran’da öğrendikleri bu sanatı yanlarında getirmiş olmalılar.

Yeni vatanlarında karşılaştıkları grek komşuları zaten bildikleri bu sanatı daha da geliştirmelerine yardımcı olmuş ve belki de artık iyice hakim oldukları ipek yolu ticareti ile sahip olabildikleri ipeği bir hammadde olarak bu sanata eklemelerini sağlamıştır.

Kendi beyliklerini ve giderek imparatorluklarını kurarak yerleşik hayata geçen ve içerisinde kentli bir sınıf oluşturmaya başlayan atalarımız, bu kumaş süsleme sanatını geliştirmiş ve kendisine ait incelikler yaratmıştır.

Avrupa’nın ortalarına kadar ilerleyen bu el becerisi, avrupalılar tarafından önce taklit edilmeye başlanmış, sonrasında ise kendi kültürlerine uyarlayarak Dantel denilen batılı versiyonunu yaratmışlardır.

Avrupa’daki ilk dantel örneklerinin, kumaşın atkı ve çözgülerinin önce seyreltilip sonra tekrar düzenlenmesi şeklinde yapılması, muhtemelen artık kumaşların değerlendirilmesi için düşünüldüğünü göstermektedir.

Rönesans’la beraber hızla zenginleşen Avrupa, bu sanatı kumaş kenarlarından kurtarıp, başlı başına bir dokuma şekli haline getirecek zamana ve paraya kavuşmuş olmalı.

Zira dünyanın en incelikli dantel örneklerini, bu devirde, Fransa ve Belçika’da görüyoruz.

Bu eserler için mesai zorunluluğu olmayan, bol boş zamanı olan kişilere ve bu ürünlere iyi para ödenecek sermaye birikiminin olduğu bir ortama gerek vardır.

Avrupa’da evrilen ve kumaş kenarından kurtulan oya (dantel) in ülkemize dönmesi 19. Yy sonunda ve bu kez batılı ismi olan “dantel” adıyla olacaktır.

OYA’NIN KÖKENİ

“Oya” sözcüğü, yunanca “kumaş kenarı işlemesi, çevre, kenarlık” anlamlarına gelen “úia ούια/ούγια” sözcüğünden türemiştir ve Türkçe değildir.

Ayrıca, gerek oya, gerekse de benzer iplik-dokuma sanatlarında kullanılan araçların çoğu Türkçe kökenli değildir.

Örneğin, tığ ve teğel farsça kökenlidir ve tığ bildiğimiz anlamıyla, teğel ise “seyrek, eğreti dikiş” olarak kullanılır. Kumaş ve nakış Arapça, dantel Fransızca kökenlidir.

Arapça “dokuma” anlamındaki “kms” kökünden batı dillerinde “gömlek” anlamına gelen “chemise “ ve “camisa” gibi sözcükler de türemişti. Divan-i Lugati’t Türk’ de dahi kumaş karşılığı “köŋlek: al-ḳamīṣ” olarak kullanılmıştı.

Dantel ise, oya yapımı esnasında, düğümler arasında kalan boşlukların “diş”e benzetilmesiyle “küçük diş” anlamına gelen bir sözcüktür.

Bizi zorlayan bir diğer konu ise, tek geçim kaynağı hayvancılık olan göçebe bir kavmin, yerleşik kültürün bir ürünü olan oya/dantel konusunda nasıl olupta bu kadar yetkin olabildiği idi.

Araştırmamızda Türkçe kökenli olduğu aşikar yalnızca üç dokuma unsuru bulabildik; ip, ipek ve iğne. Dört bin yıldır çadır ve halı-kilim gibi yaygılar dokuyan bir kavmin bu üretim esnasında kullandığı iki ana unsur için kendi sözcükleri olması gayet doğaldı. “İpek” ise zaten “ip” ten türemişti.

Paylaş!