93 Harbi denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından, özellikle Balkanlar’dan gelen çok sayıda göçmenin Gönen’e yerleşmeleri ise şu anda okuduğunuz satırların yazarının doğmasına vesile olmuştur.  Oğuz Uçak

Yirmi binli nüfuslarda bıraktığım Gönen’de bugün 42 bin kişi yaşar. Kırsalıyla birlikte bu nüfus yaklaşık 85 bine ulaşır. Tarıma dayalı bir ekonomisi vardır memleketimin. Türkiye’de termal turizme ilk başlayan yerlerden biri olması nedeniyle bu alandaki kazançları da büyüktür. Çünkü yılda yaklaşık 200 bin insan başta romatizma, kireçlenme, fıtık, ortopedik ve nörolojik rahatsızlıklar, astım ve kronik bronşitine derman bulmak için Gönen’e gelir. Marmara Denizi’nden 26 km. içerideki ilçenin, Erdek Körfezi’ne bakan beldesi Denizkent ise sadece Gönenliler’in değil, neredeyse tüm bölgenin kaçış noktası gibidir.

1953 yılındaki 7.2 şiddetindeki depremle büyük hasar görür Gönen. Hemen hemen bütün binalar yıkılır. 250 kişi can verir. Ama yaralarını hızla sarmaya başlar belde. Yeni yerleşim alanları açılır.

Bunlardan biri de kaplıca bölgesi içinde kalan mezarlığın taşınmasıdır. Yerine planlanan, bugünkü dillere destan Şehir Parkı’nın ilk temelleri de o zaman atılır. Asırlık servi, ıhlamur, yemişken, kestane, çınar, söğüt ağaçları yerlerinde kalır ve yıllar geçtikçe Yeşil Gönen adı bir efsane gibi dilden dile dolaşır. Hemen yanı başında İda’nın bağrından kopup gelen Gönen Çayı akan, tüm termal tesislerin, pansiyonların, eğlence, dinlence mekanlarının ve keyifli yürüyüş yollarının bulunduğu bu alan, eski ruhani yapısını çarçabuk geçmişte bırakır.

Parkın yapımı sürerken yapılan hafriyat çalışmaları ise Gönen’in tarihinde yepyeni sayfalar açar. Toprak kazıldıkça Roma dönemine ait mozaikler, yazılı taşlar, sütun başlıkları ve madeni paralar ortaya çıkarılır. Böylece Gönen’in tarihinin milat öncesine kadar uzandığı anlaşılır.

İ.S.2’nci yüzyıla tarihli bir kitabeye göre Gönen’in adı “sıcak su şehri” anlamına gelen Thermi’dir. Ve Gönen’de bulunan hamamların adına, o dönemde Granikaion Hamamları denmektedir. Daha eski bir buluntuda ise Gönen’in ilk adının Hellen dilinde “Artemis’in ülkesi” anlamına gelen Artemea olduğu ve kentte Artemis adına yapılmış bir de tapınak bulunduğu belirtilmektedir.

Makedonya Kralı Büyük İskender’in ünlü seferi sırasında (İ.Ö.4’ncü yüzyıl) Gönen’den de geçtiğini ve Gönen Çayı üzerinde günümüzde Güvercinli Köprü olarak anılan yapının İskender’den miras kaldığını sözlerimize ekleyelim ve belirtelim: Tarihi kalıntılardan bazılarını, Şehir Parkı içindeki Müze’de görmeniz mümkün.

Uzun süre Bizans yönetiminde kalan bölge, 13’ncü yüzyılda Selçuklularının eline geçmiş, arkasından Karesi Beyliği yönetiminde kalmış ve nihayet 1334 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. 93 Harbi denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından, özellikle Balkanlar’dan gelen çok sayıda göçmenin Gönen’e yerleşmeleri ise şu anda okuduğunuz satırların yazarının doğmasına vesile olmuştur.

Şimdi biraz da Gönen sokaklarında dolaşalım…

Şehrin ana caddesi Hüseyin Tümer adını taşır. İki-üç yetişkin insanın kollarını açarak çepeçevre kucaklamakta zorluk çekeceği ve Gönen’in dört bir tarafına yayılmış olan anıt misali çınar ağaçlarından, hatırladığım kadarıyla altı tanesinin bulunduğu bu uzun cadde, Gönen’in cam damarı gibidir. Çarşısı ve meşhur Salı Pazarı bu cadde ve ona açılan sokaklar ile meydanlar üzerinde kurulur. Bağı, bahçesi, bostanı çok olan Gönen ve çevresinden gelen tazecik sebze ve meyvenin yanı sıra aklınıza ne gelirse bu pazarda alıcısına sunulur: İpekten pazene çeşit çeşit kumaşlar, iğne ile örülüp dokunmuş oyalar, ayakkabılar, baştan aşağıya sizi giydirecek konfeksiyonlar, ne alırsan 1 YTL tarzı tezgahlardaki çeşit çeşit mallar, hayvancılığa özgü koşum takımları, kuzu çanları ve zincir halkalar, bin bir çeşit ip ve halatlar, sonra antikalar, kap-kacaklar, topraktan yapılma saksılar, kurutulmuş gıdalar, baharatlar ve elbette peynirler, yoğurtlar, lorlar, kaymaklar… Her Salı günü, hazırlığı bir gece önceden başlayan tezgahlarında sizi bekler durur.

Yılın her mevsimi bol bol yağış alır Gönen. Yeşilliğini buna borçludur. Özellikle ilkbaharda doğa daha bir coşar. Yağışlar ise zaten minerallerle zenginleşmiş toprağına, ilçenin dört bir yanında uzanan geniş ovalarına iyice bereket katar. Yazları sıcak, kışları soğuktur. Kar yağarsa iyi yağar, her tarafı kaplar, üzerindeki yüke dayanamayan ağaçların dallarını bile kırar. Rutubeti ise boldur.

Yolunuz memleketime düşerse günlerden bir gün, ülke çapında aranılan bir marka haline gelmiş baldo cins pirincinden, domatesinden, patlıcanından, şeftalisinden, koyun yoğurdundan, kelle peynirinden ve sütünden almayı unutmayın. İğne oyalarının arasında dolaşıp motiflerinin zenginliğinde kaybolun. Şehir Parkı’ndaki çay bahçelerinden birine oturup ince belli bardakta çay için. Sonra mevsimine göre ister açık havuzlarda kulaç atın, ister kaplıca suyunun tadını çıkarıp şifa arayın, ister Denizkent’e kadar gidip denizle kucaklaşın. Eğer doğa ile daha yakından buluşmak ve orman yollarında oksijen depolamak istiyorsanız, ilçe merkezinin 10 km. güneybatısındaki Ekşidere köyüne varın. Dağ Ilıcası olarak da bilinen bu köyde önce yürüyüş yapın, sonra açık havadaki termal havuzlardan yararlanın. Aynı rota üzerinde bulunan Tütüncü’de tütün tarlalarını gezin. Ya da Gönen’in kuzeyindeki Alacaoluk ile Babayaka köylerine ulaşın ve bu köylerin kalelerine tırmanın. Arkasından Dereköy’ün mağaralarını keşfe dalın ve buranın mesire alanlarında piknik yapın.

Ve Şehir Parkı’nın havuzlarında, bir çift kuğu ile yanında bir ördek familyasının yüzdüğünü görürseniz, benim adıma onları beslemeyi unutmayın!

Paylaş!